Birce Akalay: Ben de asiydim gençken, hatalar yaptım!






Birce Akalay: Ben de asiydim gençken, hatalar yaptım!










Türkiye’nin en beğenilen kadın oyuncularından. Duyarlı, güzel ve yetenekli. Yaptığı her işle kariyerine sağlam bir tuğla daha koyuyor. Kanal D’de yayımlanmaya başlayan ‘Bir Derdim Var’ dizisinin başrol oyuncularından Birce Akalay’la buluşuyoruz. Yeni işinden yola çıkarak gençleri, hayatı, aşkı, umudu ve hatalarını konuşuyoruz: “Hatalar yaptım tabii. Hangi genç yapmaz! Koca koca insanlar hata yapıyoruz ve ölene dek yapacağız.”

“Asiydim gençken, sürü psikolojisine takıktım’

Kolundaki kelebek dövmesi kadar nahif ama bir yanıyla da çok güçlü bir duruşu var. Güzelliğinin yanı sıra bakışlarının derinliğiyle de sizi etkileyebilecek kadınlardan. Onunla her buluştuğumuzda sohbetimiz bitmesin istiyorum. Şu sıralar içinde bulunduğu durumu “Çok şükür, şahane bir 40’ıncı yıl yaşıyorum kendi adıma” diyerek anlatıyor. Başlıyoruz muhabbete…

Dört yıl sonra ekrana döndün. Ne hissediyorsun?

İyi hissediyorum. Heyecanlıyım ve merak içerisindeyim açıkçası. Projemize çok güveniyorum.

Travması olan gençlere yardım eden bir doktor ‘Bir Derdim Var’daki Nilüfer. Kendi gözünden karakterini nasıl anlatırsın?

Nilüfer’in yolculuğu da tıpkı o gençler gibi. Aynı duraklardan geçmiş, aynı yolları denemiş. Yanılmış, bazen çıkmaz sokaklarda tıkanmış ancak her şeye rağmen çözüm üretmeyi öğrenmiş, iyileşmiş ve çoğu insan tarafından kusur olarak görülebilecek bu özelliğini gençleri iyileştirmek için kullanmaya yöneltmiş. Nilüfer delüzyonel bozukluğu olan bir kadın.

Birce Akalay: Ben de asiydim gençken, hatalar yaptım

Nedir delüzyonel bozukluk?

Aşırı stres altındayken kendisinin 15 yaşındaki versiyonunu görüyor, onunla konuşuyor. Bu nevrotik durumunu sadece en yakın arkadaşı, aynı zamanda danışmanı Yusuf biliyor. Vaktiyle onu tedavi etmiş, bununla yaşamayı öğretmiş. Nilüfer’i bu mesleğe yönlendiren kişiyse doktoru ve mentoru Sami. Nilüfer, onun sayesinde bu karanlık, dipsiz kuyudan çıkabildiyse ve bu mesleği yapabiliyorsa, tüm çocuklar da yapabilir diye düşünüyor. Ve neden bunu başarmasın? Bu ütopik düşünce onu yaşama sımsıkı bağlıyor.

Senaryoda gördüğün veya role çalışırken araştırdığın hikâyelerde seni en etkileyen ne oldu?

O kadar çok vaka var ki içimi paramparça eden, sana tarif edemem Hakan. Paylaşmak ne kadar doğru bilmiyorum ama onlardan yalnızca birini söyleyeceğim. 13-16 yaş aralığında, aşırı derecede fiziksel şiddet eylemi gösteren bir çocuğun, hastaneden kaçtıktan sonra her yerde aranırken bir sokak köpeğini yağmurdan korumak için onunla birlikte çöp konteynerine saklanmış bir şekilde bulunmasıydı. Geceyi o köpekle birlikte orada geçirmiş, düşünebiliyor musun? İçindeki sevgi ihtiyacı, koruma içgüdüsü, boyundan katbekat büyük vicdanı ve güven yoksunluğu, eylemde ötekileştirdiği insanlara karşı öfke ve şiddet göstermek olarak ortaya çıkıyor. Daha önceki röportajımızda da söylemiştim Hakan; “Hiçbir çocuk kötü doğmuyor”… O çocukları biz yaratıyoruz. Onlar bizim eserimiz.

Birce Akalay: Ben de asiydim gençken, hatalar yaptım

Gençlerin psikolojisini bozan temel şeyler ne sence?

Bence her şeyden önce bu dünya düzeni gençlerin psikolojisini bozuyor. Silah tüccarlığından ve savaş güzellemesinden beslenen, lüks ve aşırı tüketime teşvik eden… Bu yıkıcı yeni dünya düzeninin yemek yemekten tut, spordan makyaj yapmaya en doğal bildiğimiz eylemlerimizi ya da davranışlarımızı dahi aşırı ve pornografik göstermesi ve asla gerçekçi olmayan şekillerde, sosyal medya araçları vasıtasıyla taptaze beyinlere usul usul empoze etmesi meselesi. Bizim zamanımızın aptal kutusu televizyondu, buna telefon ve tabletler eklendi.

Ne yapmalı?

Kesinlikle acil bir şekilde bilinçli kullanım yolları aşılanmalı ve öğretilmeli diye düşünüyorum. Bazı mecraların irrasyonel bir dünyadan ibaret olduğunu, gerçekle alakası olmadığını anlayana kadar çocuk çoktan zihnine kopyalamış oluyor ve gerçek dünyada o yalan dünyanın karşılığını asla bulamadığı için veya o dünyaya erişemediği için kimlik bunalımı yaşıyor. Oysa bu onun yenilgisi değil. Çünkü bu bir yenilgi ya da noksanlık değil ki. Bu yüzden gittikçe mutsuzlaşıyor ve zihnen çok yoruluyorlar. Bu çok ama çok tehlikeli bence. Bir konu daha; genç neslin uyuşturucu kullanımı da ciddi oranda artış göstermiş durumda. Bu da beni kahreden bir diğer gerçek maalesef. Ancak toplumsal ve bireysel açılardan o kadar mutsuzlar ki, bu tarz aşırı haz veren yöntemlere başvurmalarına ve tatmin duygusunu orada aramalarına şaşırmıyorum. Çünkü insanoğlu değerlerini büyük hızla günbegün yitiriyor. Bu da içten içe onlara iyi gelmiyor tabii. Bambaşka potansiyel taşıyan çocuklar enerjilerini ve zamanlarını gelecek kaygılarını yok etmek için göz göre göre harcıyor.

Sanatçılar, oyuncular gençlere ne kadar örnek olmalı? Ya da ne kadar özgür yaşamalı?

Bu konuda -meli, -malı eklerinden hazzetmiyorum. Sanatçı da insan ve her insanın hikâyesi, kimliği, tercihleri de tıpkı parmak izi gibi biricik. Kimse yaşantısıyla kimseye örnek olmak zorunda değil. Ancak ebeveynler çocuklarına iyi ve kötü örnekleri tanımlayabilecek yetenekte ve vicdanda olabilmeli bence.

Senin ergenliğin, gençlik yılların nasıldı?

Ben asiydim gençken. Her şeyi sorgulardım önce, ayrıkotu gibiydim zaman zaman, sürü psikolojisine takıktım, kalıplara sığdırmakla da kalıplara sığanlarla da alakalı derdim büyüktü. En iyi arkadaşlarım hep çoğunluğun ötekileştirdiği ‘diğer çocuklar’dı. Kurallara beni gerçekten koruduğu ve gözettiği sürece uyardım ama beni yontmaya çalıştığını fark ettiğim noktada kaba tabiriyle arıza çıkarandım. Benden daha akıllı, benden daha bilgili ya da bilge insanlarla vakit geçirmeyi daha çok severdim.

O dönem yaptığın hatalar, o hatalardan dönüşlerin oldu mu?

Hatalar yaptım tabii. Hangi genç hata yapmaz! Koca koca insanlar hata yapıyoruz ve ölene dek yapacağız. Bir tarafım çok kırılgan, duygusal ve bonkördü, diğer yanımsa öfkeli ve bencil ki hâlâ öyleyim bu arada. Sadece öfkeli ve bencil yanımı yönetmeyi öğrendim. Döndüm, dönüştüm, değiştim. Şanslıydım, çünkü duygu ve düşüncelerimi ifade edebildiğim bir yöntemim vardı, o da sanat. Eğer ailem beni çok küçük bir yaştan itibaren sanatla buluşturmasaydı, bu dünyayı kaldıramaz, bambaşka bir birey olabilirdim, belki de şu an burada olmazdım, bilmiyorum ki. Aileme minnettarım bu yüzden. Bana bu hayatta en iyi gelen şey doğa ve sanat.

“Dert edinen ve dertler üzerine konuşturacak bir dizi” deniyor. Sence günümüzün dertleri neler?

Sayayım mı, emin misin? Sanki hepimiz günümüzün dertlerini gayet iyi biliyoruz gibi. Bence artık dertleri sıralamaktan ziyade çözümler üretme zamanı geldi hepimiz için. Çünkü o dertler toplamı dünyanın kendi hacminden büyük artık bence. Şikâyet etmek yerine harekete geçme zamanı geldi de geçiyor bile. Kendi sokağımızda kapımızın önünü süpürmezsek, bir çöpçü hangi birimize yetişsin.

Dizinin sözlerinden biri “Hayatta her zaman umudun saklı olduğunu göreceğiz.” Sen umutlu bir kadın mısın?

Elbette. Umutsuz yaşayamam ben. Bu dünyadan, daha doğrusu acımasız insanoğlundan korkmuyorum desem yalan olur çünkü kendimi bilmeye başladığım günden beri dünya onlar yüzünden hiç daha güzel bir yer olmadı benim için. Şimdiyse olgun bir yaştayım evet, ama bir yanım hâlâ asi olduğu için hep bu insanlara karşı ve hep direnişte. Zaten direniş bizim ulusal olarak da genetiğimizde var, dolayısıyla umudumuz hep kendimiziz. İnsanoğlunun yapabileceklerinden korkmak beni ancak daha güçlü biri yapar; ama umutsuz bir insan? Sanmıyorum.

Analog dünyanın son, dijital dünyanın ilk nesliyiz

‘Bir Derdim Var’ dizisinde gençler hikâyenin öznesi. Bir diğer işin ‘Kuş Uçuşu’ da farklı kuşak çatışmalarını gösteriyor. Sen Y Kuşağı’sın. Hayatında kuşak çatışmaları yaşadın mı?

Yaşamadım. İletişim yeteneğimi seviyorum. Her yaştan insanla kolaylıkla iletişim kurabiliyorum. Anlaşabiliyorum. Bazen deneyimsel ve algı olarak karşılıklı zorlandığımız zamanlar olsa da yine de bir yolunu bulup uzlaşabiliyoruz.

Peki ,Y kuşağı olmanın en sevdiğin yanı nedir?

Analog dünyanın son, dijital dünyanın ilk nesliyiz. Kafamız da duygulanımımız da çok karışık. Uğraş dur, bitmiyor da bitmiyor (gülüyor). Aşk ve nefret ilişkisi gibi.

Z Kuşağı hakkında ne düşünüyorsun?

Z Kuşağı’na bir pozitif, bir de negatif eleştirim olabilir. Muazzam şeyler üretiyorlar ve sesleri gür, ancak kalıcılığa dair daha fazla düşünmeliler. Öte yandan araç olarak çoğunlukla kullandıkları sosyal medyayı, biraz daha çok farkındalık yaratmak adına, daha kolektif bir bilinçle ve dünyadaki yeninin peşinde projeler üretmek için kullanabilirler. Ama buna pek değer vermiyorlar gibi hissediyorum. Evet, biliyorum o hashtag’leri çok seviyorsunuz ve güçlüsünüz. Bunu biraz da birlikte üretmek için kullanalım istiyorum.

Aşk kendi kendine akan bir şeydir

Seneye 40 yaşına adım atıyorsun. Yaş sana ne ifade ediyor?

Aslında şu an tam da ömrümün 40’ıncı yılının içindeyim Hakan ama biz yaşı bitirince sayıyor ve kutluyoruz. Ben çok şükür şahane bir 40’ıncı yıl yaşıyorum kendi adıma. 35 yaşımdayken, bu yaşıma kadar inşa ettiğim her şey sanki yerle bir olmuştu ve ben her şeyi sıfırdan bu beş sene içerisinde, ama bu kez taşları doğru yerlere dizerek ağır ağır yeniden örmeye başladım. Kendimce doğru yapıyorum. Nihayet hep ileri bakmak, bakabilmek ne güzel, ne huzurluymuş.

“Hayatta hep güzelliklerin altını çiziyorum” diye bir lafını okudum. Son dönemde altını çizdiğin güzellikler neler?

Ailem, ailem bildiğim sevdiklerim, arkadaşlarım, yarım kalmış ya da hiç yaşanamamış hayallerim, istek ve arzularım ve tabii ki işim. Onu aşkla yaptığım için o olmazsa ben bir hiçim.

Aşk demişken yıllarca aşkı, aşkın farkı hallerini canlandırdığın karakterlerle anlattın. Senin bir aşk tanımın var mı?

Aşk kendi kendine akan bir şeydir. Akmıyorsa da akmıyordur, yani o aşk değildir ve bu kimsenin kabahati değildir.

Kadınlık benim sadece cinsiyetim

Genelde hırslı, güçlü ve idealist kadınları canlandırdın. Bu senin seçimin mi yoksa öyle karakterler mi geldi?

Önce onlar mı bana geldi, yoksa ben mi onları seçtim bilmiyorum. O iş tavuk mu yumurtadan, yumurta mı tavuktan meselesine döner. Ama onların beni güçlendirdiği kesin; e, ben de onlara biraz yakışıyorum sanırım (gülüyor).

Ekranda göründüğün kadar güçlü müsün? Kırılganlıkların yok mu?

Ben insanoğlunu çok geç tanıdım. Tanıdığımda da uzun süre kabul edemedim bunu, direndim. “Hayır öyle değildir, böyledir” dedim, kendimi de buna inandırdım, yani uzun süre göz göre göre kandırdım. Çok kırıldım. Ama bu durumu dönüştürebilmeyi başardım. O yüzden kötü insanoğluyla küçük yaşta tanışmış insanlara dokunmaya ve herkesi anlamaya çalışmaktan vazgeçemiyorum. Kimine göre beyhude geliyor ya da sıkıcı. Ben de böyleyim.

Kadın meseleleri üzerine kafa yoruyorsun, o konuları işleyen işlerde seni görüyoruz. Sen kadın olmayı nasıl anlatırsın?

Anlatmaya çalışıyorum işte senelerdir nasıl bir kadın olduğumu. “Ben de böyle bir insanım ya da kadınım işte” diyorum. Kadınlık benim sadece cinsiyetim, kadın olmayı tanımlamak bence bizden önceki jenerasyonun hikâyesiydi. Biz tanımlarüstü bir jenerasyonla birlikte yaşıyoruz ve onlarla bir hikâye yazıyoruz. Önce insan yani.

Birce Akalay: Ben de asiydim gençken, hatalar yaptım

Birce Akalay ve Mert Fırat’ın başrollerinde olduğu ‘Bir Derdim Var’ perşembe saat 20.00’de Kanal D’de.

İşteyken arı, evdeyken köşe yastığı olmayı çok seviyorum

Çok güzelsin. Türkiye üçüncülüğün de var. Sence güzellik nedir?

Bakış açısı. Perspektif. Görece. Geçici.

Güzellik hayatının ne kadar odağında?

Merkezimde.

Çok kontrollü ve ipler sürekli elinde gibi duruyorsun. Öyle midir? Çılgın bir yanın yok mu?

Kontrollü olmam gerektiği zaman kontrollü, kendimi tamamen güvende hissettiğim yerde özgür ve gerçek hissediyorum. En çılgın hareketlerimi sadece en yakınlarımdakiler, oyun ve set arkadaşlarım bilir ve görürler.

Mantık insanı gibisin. Duyguların hiç seni ele geçirmez mi?

Geçirmez mi! Hem de ne ele geçirmek. Eskiden dış dünyayla bağlantımı kestirirdi bana günlerce. Artık daha hızlı toparlıyorum. Aynı zamanda da çok mantıklı bir tarafım var, evet. İkisine de çok şükür çünkü biri annem, diğeri de babam.

Seni 19 yıldır tanıyoruz. Hakkında her şeyi biliyor gibi düşünüyoruz. Kendi hakkında ne söylesen şaşırırız?

Bilmem, ben her gün hâlâ kendi kendime şaşırıyorum. Ama iyi anlamda neyse ki. Yoğun çalıştığım dönemlerde; işteyken arı, evdeyken köşe yastığı olmayı çok seviyorum.

Günlük tuttuğunu, oraya itiraflarda bulunduğunu, içinden geçen her şeyi yazdığını biliyorum. En son ne yazdın?

Şu an yazıyorum (gülüyor). Aynen bu ruh halinde.

Kendi adına bir takı markan var. Tasarımlar ve hayatına açılan bu yeni kapı seni nasıl etkiledi?

Benim için muazzam bir terapi ve üretim alanı. Yeni deniyorum, daha çok başındayım. İlk sene işimin ticari heves kısmı biraz canımı yaksa da ben ufak ufak devam ediyorum. Umarım bir faza oturur bir gün. Bunu çok arzuluyorum. Bu işi şahane yapan dostlarım, tanıdıklarım var. Onlardan destek alıyorum. Hayat boyu yapmaya devam edebileceğim bir mesleğim ve hevesim daha oldu, yönetmeyi de becerebilirsem harika bir his.




Source link

Be the first to comment

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*