Asıl mesele bundan sonrası – Seyfullah Koyuncu

[ad_1]

Kahramanmaraş merkezli meydana gelen depremlerde 10 ilde binlerce insan hayatını kaybetti ve yaralandı. Yaşanan felaketin ardından özellikle ülkemizin her köşesinden on binlerce insan yaraları sarmak adına bölgeye akın etti.

Depremin ilk akut dönemi olarak adlandırılan bu dönemdeki kenetlenme hakikaten takdire şayan bir örnekti.

Daha önce yaşadığımız benzer felaketlerde de hep kenetlenmeyi bildik.

Asrın Felaketi olarak adlandırılan bu felaket sonrası bölgeye giden yardım tırlarının, insani desteğin, dayanışmanın bizi yeniden kendimize getirdiğini düşünsek de içimizdeki çürük elmalar da yine kendini belli etti.

Bir kısım vatandaşımız sorgusuz sualsiz evini yurdunu depremzede kardeşlerimize açarken, bazıları da fırsatçılığını konuşturmaya devam etti. Deprem bölgesinin hırsızı, yağmacısı canımızı sıkarken şimdi de depremin fırsatçısı diye adlandıracağımız bir güruh türedi.

Felaket bölgesini bırakıp başka şehirlere göç eden depremzedeleri fırsat bilen bazı aç gözlüler hem kira fiyatlarını katladı hem de ev fiyatlarını.

Bu felaketten ders almaları gerekirken, yine aynı alçaklığı yapmanın peşine düştüler.

Ne yazık ki bu fırsatçılık örneklerini pandemi sürecinin başından bu yana daha sık görmeye başladık. Kahir ekseriyeti vicdanlı ve merhametli olan toplumumuzun içinde adeta bir kanser hücresi gibi yayılan bu aç gözlülükle alakalı dişe dokunur yaptırımlar görmediğimizi de belirtmem gerekiyor.

İşte deprem bölgesinde de gördük; 5 para etmez evleri milyonlarca liraya satan müteahhitler tek tek tutuklanmaya başladı.

Önemli olan iş işten geçmeden bir karar alabilmekti aslında.

Bu felaket bizim için artık bir milat olmalı. Bu sefer işi sıkı tutmalı…

Devletimizin özellikle ev fiyatları ve kira fiyatları konusunda, müteahhitlik boyutunda, imar ve emsalleri noktasında artık keskin yaptırımlar ve kurallar uygulaması şart.

Mesela binaların sağlamlığı noktasında da kati suretle ekspertiz şartı getirilmelidir. Bunun denetimini de Çevre, Şehircilik İl Müdürlükleri planlamalıdır. Raporu verecek kişiler ise başka şehirlerden görevlendirilmeli ki herhangi bir iltimas olmasın.

Öte yandan bina kat sayıları ve imara açılacak bölgeler gibi çok sayıda ayrıntı da var. Sağlam zeminli dağlar dururken, tarıma elverişli ya da alüvyon yapılı ovalara inşaat yapmak bundan sonra imkansız hale getirilmeli.

Ama bence en önemlisi, parası olan herkes müteahhit olamamalı!

85 milyon nüfuslu Türkiye’de yaklaşık 330 bin müteahhit bulunuyor. Sadece İstanbul Ticaret Odası’na (İTO) 60 bin kayıtlı müteahhit var.

83 milyon nüfusa sahip Almanya’da ise sadece 3 bin 800 müteahhit bulunuyor. Tüm Avrupa’da ise 20-30 bin arasında müteahhit olduğu tahmin ediliyor.

Türkiye’de, Avrupa ülkelerinin toplamından 10 katından fazla müteahhit var. Çok sayıda müteahhit olmasına karşın Türkiye, yaşanan depremlerde çürük binalar nedeniyle ağır yıkımlarla karşı karşıya kalıyor.

Demek ki burada bir sorun var!

Hatay örneğinde gördük; etrafındaki tüm binalar yıkılırken altında züccaciye dükkanı bulunan ve bir tabak dahi kırılmayan binanın müteahhidi ile diğer üç kağıtçı müteahhitleri aynı kefeye mi koyacağız şimdi?

Bu konular daha uzar gider. Özet olarak biz asıl depremi ahlaki açıdan ve eğitim boyutunda yaşıyoruz. Sonra da böyle felaketler olunca aklımız başımıza geliyor.

İşin fırsatçılık boyutu ile ilgili olarak da aynı şekilde iş işten geçmeden önlem almamız şart!

Avrupa’daki bazı örneklerde olduğu gibi kiraların emsal fiyatlarını belediyelerin belirlemesinden tutun da benzer çok sayıda model uygulanabilir.

Yoksa deprem bölgesindeki hırsızlardan, yağmacılardan bir farkı kalmayan deprem fırsatçılarını konuşur konuşur dururuz da sonunda kaybeden yine biz oluruz.

[ad_2]

Source link

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*